Divan-ı Hümayun Üyeleri, Görevleri ve Yetkileri

Divan-ı Hümayun

Divan-ı Hümayun “padişah divanı” anlamına gelmektedir. Divan-ı Hümayun devlet geliştikçe büyümeye de başlamıştır. Tam gelişimi ise Fatih devrine rastlar, fakat bu tarihlerden sonra da gelişimini sürdürmüştür. Divan-ı Hümayun bünyesinde kalabalık bir üye bulundursa da aşağıda yalnızca asli üyelerine değinilecektir.

Divan-ı Hümayun Üyeleri, Görevleri ve Yetkileri:

1- Sadrazam

Divan-ı Hümayun’a başkanlık etme yetkilerine ek olarak kendi konaklarında da ikindi divanı adı verilen, Divan-ı Hümayun’dan sonra gelen, divanı toplarlardı. Seferlerde “serdar-ı ekrem” sıfatıyla görev aldıklarında katil, kısas ve sürgün yetkileri vardı. Padişahlara arzlarını telhis ya da takrir denilen yazılarla sunarlardı. Diğer devlet görevlilerine “tahrirat” verir buna da “buyruldu” denirdi. Divan-ı Hümayun’a ulaşan şikayetleri dinlerler örfi ve idari konular hakkında hüküm verme yetkisine sahiplerdir.

Sadrazam, Osmanlı’da padişahtan sonra en yetkili olan üst düzey devlet görevlisidir. Sadrazamlar Divan-ı Hümayun’a başkanlık ederek, adaleti sağlamak görevleri arasında olduğundan, dava dinlerlerdi. İç konularda olduğu kadar dış konularda da sorumluluk sahibi olduklarından diplomaside de etkin bir role sahiplerdi. Yukarıda bahsedildiği gibi, “serdar-ı ekrem” sıfatıyla görevlendirildiklerinde, sefer zamanlarında orduya komuta da ederledi.

 

2- Kazasker

“Kazai” ve “idari” olarak başlıca iki görev alanları vardır; Kazai olarak, şerr-i hüküm ve yargı kazaskerin görevleri arasındadır. Kuruluş yıllarında da ordudaki hukuki sorunları da çözerlerdi; idari olarak da, mülazemetin düzenli işletilmesi, ülke içindeki kadı ve müderrislerin tayin ve azil işlemleri ve ilmiye mensuplarının işlerine bakarlardı.

Şerr-i hukukun başı olduklarından kazaskerin, hukuki karar verme yetkileri vardır. Divan-ı Hümayun’da dava dinleyip hüküm vermelerine ek olarak haftanın belli günlerinde kendi evlerinde de mahkeme kurabilirlerdi. Ayrıca kazaskerin maiyetinde çeşitli işleri gören yardımcı personel bulundurma yetkileri de vardır.

 

3- Nişancı

Nişancı devletin en üst düzey bürokrat görevlisidir. Nişancının başlıca görevi ferman, name, ahidname ve berat gibi belgelerin üzerine padişahın tuğrasını çekmektir. Nişancı teşkilat ve teşrifat kanunlarının derlenmesinden ve muhafazasından sorumludur. Ayrıca nişancı örfi hukukta son sözü söylerdi. Nişancının, seferler sırasında ordudaki bürokratik işlemleri idare etmek için görevlendirildikleri de bilinmektedir.

Devlet kanunlarını iyi bilen bürokratlar olduğundan yeri geldiğinde yeni kanunlar teklif etme yetkileri vardı. Tahrir defterlerinin tashihi ve denetimi nişancının yetkisi altındadır.

 

4- Defterdar

Defterdar padişahın malının vekili sıfatıyla devlet hazinesinden sorumludur. Maliye ile ilgili hükümler defterdar tarafından yazılırdı. Yılda bir defa padişaha bütçeyi sunardı. Ordu ile sefere iştirak eder seferde de davaları dinlerdi. Defterdarın, karlarını arttırmak için halka zulmetmekten çekinmeyen mültezimler hususunda son derece dikkatli olması ve gereğinde sadrazama arzederek  cezalandırılmalarını sağlaması icap ediyordu. Özellikle hazineye girecek paranın tam ayar olduğunun tespiti hassasiyet gösterilmesi gerekilen konulardan biriydi.

Defterdarın müsaadesi olmadan hazineden tek bir akçe çıkarılmasına dahi izin verilmemiştir. Defterdarlar Divan-ı Hümayun üyesi olup, mali konularla ilgili davalar başdefterdar tarafından görülür ve hükümlerin yazılması için gerekli “buyruldu”lar yine onun tarafından verilirdi. Defterdarlar çavuşluk, sipahlık, katiplik tevcihi hususunda arzda bulunabilirlerdi.

 

5- Şeyhülislam

Fatih Kanunnamesi’ne göre şeyhülislam ulemanın reisidir. Şeyhülislamların en temel görevi dini, siyasi ve idari konularda fetva vermektir. Şeyhülislamlar zaman içinde devlet erkanının katıldığı büyük merasimlerde yer almaya başlamış ve giderek genişleyen teşrifatın vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Teşkil edildiği tarihten itibaren şeyhülislamlık ifta taşkilatından sorumlu olmuş, bütün eyalet, sancak ve kaza müftülerinin tayinleri, yer değiştirmeleri, azilleri, fetva teşkilatıyla ilgili diğer problemlerinin çözümü onlara havale edilmiştir. 16. yüzyılın ortalarında şeyhülislamın idari görevleri kadı ve müderrislerin tayin ve terfi gibi işlemleri kazaskerlerden şeyhülislamlara intikal etmeye başlamıştır. Bu bakımdan başka bir önemli görevi ruus imtihanlarıdır. İlerleyen süreçte hekimbaşı,  müneccimbaşı ve dergahlara şeyh tayinleri dahil olmak üzere bütün ilmiye tevcihatı, şeyhülislamların sadrazama işaret-i aliyye denilen teklif ve inhaları ile yapılmaya başlanmıştır.

16. yüzyıldan itibaren padişah ve sadrazamlar, giderek artan bir şekilde şeyhülislamların görüşüne müracaat etmiş ve fiilen idarenin içerisine girmişlerdir. Bu durum şeyhülislamlık makamının yetkilerini arttırmıştır. Şeyhülislamların herhangi bir “gerekliliğe” meşruiyet kazandırması bakımından ciddi bir vazifesi vardır. Şeyhülislamların manevi rolü hakkında bilgi vermesi açısından şunu da eklemeliyiz ki, 17. yüzyıldan itibaren cülus sonrası padişahlara törenle kılıç kuşandırmışlardır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.